Çinlileşme Seddi’ni Aşamıyoruz

Çinlileşme Seddi’ni Aşamıyoruz

Çin ile Türkiye arasında ekonomik işbirliği genişliyor. Türk işadamları, ticaret hacminde oluşan uçurumu kapatmak için Çinlileşme duvarını aşamıyor.

Orada uyuyan bir dev var. Bırakın uyusun, zira uyandığında bu dev dünyayı sarsacaktır…? Bir zamanlar Çin için böyle diyen Napolyon Bonapart, düşüncelerinde yanılmadı. 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olan 1,3 milyar nüfuslu bu ülkeye uygulanan kotalar geçen yıl kaldırıldı. Böylece dünya yeni bir süper güçle tanıştı. Artık “Made in China-Çin Malı” yazısıyla her geçen gün daha fazla karşılaşır olduk. Çin’de 600 bin yabancı şirket boy gösteriyor. Türk şirketlerinin sayısı ise birkaç elin parmakları kadar. Halihazırda Shandong kentinde deri konfeksiyonu üretimine başlayacak Dezhou Dönmez Deri, Ningbo şehrinde çelik boru üreten Çimtaş ve Hangzhou kentinde sanayi tipi çuval üretimine geçmek üzere olan Ünsa firmaları, en büyük Türk sermayeli yatırımcılar. Efes Pilsen ve Arçelik, pazarda satış ve yatırım konularında çalışmalarını sürdürüyor. Goldaş firması ise Şanghay’da beşincisini açmak üzere olduğu mağazalarda Türkiye’den getirdiği kuyumculuk ürünlerini pazarlıyor. Bunların dışında Çin genelinde yaklaşık 100 kadar Türk firması bulunuyor.

Dünya Devlerinin Çoğu Çin’de

Çin kentleri hızlı gelişimlerini sürdürüyor. Bu da genelde çokuluslu şirketler tarafından gerçekleştiriliyor. Dünya ticaretinin kalbi olarak bilinen Hollanda’nın Rotterdam limanı, 40 yıldan daha uzun bir süredir dünyanın en büyük limanı olma özelliğini 2005 yılının başından itibaren Şanghay’a kaptırmış durumda. Bu hızlı gelişim trendi şu ana kadar dünyanın en büyük 500 şirketinin 300’den fazlasının Şanghay’da yatırım yapmasını sağlamış. Yine 100’den fazla çokuluslu şirket ise 2005 yıl sonu itibarıyla Asya-Pasifik merkezlerini Şanghay’a taşıdı. General Motors, General Electric, Motorola, Citigroup, Hong Kong and Şanghai Banking Cooperation (HSBC), Goodyear, Michelin ve Basf gibi dünyanın ilk beş yüze giren şirketlerini görmek mümkün.

Dünya şirketleri bu ülkede merkezlerini oluşturup üretimlerini çok ucuza mal ederken Türkiye’nin ise Çin’le ilişkileri ‘limoni’ gidiyor. Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü’nün katılım protokolünün 16. maddesini Çin’e karşı işleten ilk ülke olması sebebiyle şimdilik ilişkiler dumanlı. Söz konusu maddeye göre bir ülke Çin malları tarafından bir sektörün zarar gördüğüne inanırsa soruşturma başlatarak kota getirebiliyor. Türkiye bu kotayı koyduran ilk ülke olduğu için Pekin Türkiye’ye kırgın. Buna karşılık Çin de başta boraks olmak üzere çeşitli kalemlerde Türkiye’den yaptığı ithalatı zorlaştırmayı planlıyor. Çin’den gelen resmî mesajlarda “Başka ülkelere örnek olacaksınız, uygulamadan vazgeçin.” deniliyor. Ancak Türk tarafı şimdilik bunu “Başka çaremiz yoktu” diyerek geçiştiriyor.

Türkiye 16. maddeyi düz cam için işletirken, PVC ve yer karolarında da soruşturmaya devam ediyor. Türkiye-Çin ekonomik ilişkilerinin boyutunu yerinde görmek için yaptığımız Pekin ve Şanghay ziyaretlerinde daha farklı manzaralarla karşılaşıyoruz. Şanghay, nereye baksanız manzaranızı kapatan devasa bina ve inşaatlarla dolu dünyanın en büyük metropollerinden biri olmuş. Son model Mercedes, Volkswagen ve Audi’lerin vızır vızır aktığı caddeler, 5 yıldızlı oteller ve isimlerini ezbere bildiğimiz uluslararası büyük şirketlerin tabelalarını taşıyan devasa gökdelenler. Şanghay, bugün olduğu gibi geçmiş dönemlerde de Uzakdoğu’nun en önemli ekonomik merkezlerinden biri olarak dış güçlerin sürekli ilgisini çekmiş. Neden Şanghay diyorsanız; bunun tek bir cevabı yok. Ancak Çin’in dışa açılma politikalarını en iyi temsil eden kent Şanghay.

Görülmemiş Büyüme, Şehirleri ‘Çökertiyor’

2006 yılının en pahalı ilk 30 kenti araştırmasında Pekin 14. Şanghay 20. sırada yer aldı. Ülke çapında enflasyon oranı 1,3 seviyelerinde seyrederken bu iki şehir, emlak piyasasında yaşanan fiyat artışları sebebiyle enflasyonu körüklemiş. Son yıllarda emlak piyasasına giren aktörlere rağmen Çin emlak piyasası, rekabetçi bir yapıdan hâlâ çok uzak. Toprağın devlet kontrolünde olması dolayısıyla bazı kamu otoritelerinin emlak piyasasındaki fiyat artışlarından nemâlandıklarına ilişkin yaygın şaibeler de var. Finans, telekomünikasyon, su, elektrik, ham petrol, demiryolu, sivil havacılık ve eğitim gibi önemli sektörler, fiyatları dilediği gibi yönlendirebilen devlet destekli birkaç grup tarafından kontrol ediliyor.

Pekin ve Şanghay gibi Çin’in dış yüzünü oluşturan kentlerin dünyanın en pahalı ilk 20 kenti arasında yer almasına rağmen bu ülkede halkın büyük çoğunluğu için gelir dağılımı problemi, fakirlik en büyük sorun. 1978–2001 arasında Asya’nın devine gelen yabancı sermayenin yüzde 86’sı Şanghay’ın başı çektiği doğu sahil kentlerine akmış durumda. Böyle olunca bu modern şehirde dünyada şimdiye kadar görülmemiş oranda hızlı bir yapılaşma ve modernleşme görülüyor. Gelişimin boyutları için hemen bir örnek verelim. 1990 yılında Şanghay’da 30 ve daha üstü sayıda katı bulunan bina sayısı sadece 15’ti; şimdi bu sayının 4 bine ulaştığını öğreniyoruz. Şehirdeki baş döndürücü kentleşme, kent zemininde 10 milimetrelik çöküntüye yol açıyor. Pudong bölgesinde bu miktarın yılda 12–15 mm’ye ulaştığı söyleniyor. Böyle giderse 80 yılda ortalama 3 metre çökme bekleniyor.

Günde 1 Milyar Dolar Akıyor

Çin para birimi Yuan (RMB) henüz tam konvertibl değil. Mali sistem ve para politikasında reform çalışmaları devam ediyor. Çin son dönemde yabancı sermayeyi çekme konusunda çok başarılı oldu. Günlük 1 milyar dolara tekabül eden yabancı sermaye akışı dünyanın başka hiçbir ülkesinde yok çünkü. Altyapının zayıf olduğu Batı ve iç bölgelerde özellikle uzun vadeli projeler için bazı özel teşvikler düşünülüyor. Çin’i Batı dünyasının kıstas ve değerleriyle tanımlamak isterseniz yanılabilirsiniz. Hatta Batı ile Doğu arasında bir köprü niteliğindeki Türkiye’nin değerleriyle onları anlamak bile çoğu zaman pek mümkün değil. Bu ülkede iş yapmak isteyenlerin her şeyden önce Çin’in geleneksel-ulusal-kültürel değerleri bağlamında hareket edebilmeyi öğrenmesi gerekiyor. Örneğin dünyanın hemen her yerinde bir otele toplu rezervasyon yaptırıldığında fazla bir müşteri getirmenin bir ödülü olarak bir miktar grup indirimi alınır. Bu ülkede ise bir defada 10 adetten fazla oda için rezervasyon yaptırılmak istendiğinde indirimli fiyat yerine daha pahalı fiyatla karşılaşırsınız. Çünkü Çinlilere göre 10 odadan fazla rezervasyon yapılması, otelin daha fazla personel tahsis etmesi, daha fazla emek ve zaman harcanması demek. Aynı zamanda 900 milyar dolar likit döviz rezervi bulunduran Çin hükümeti, 2,5 trilyon dolarlık Amerikan hazine bonosunu da elinde tutuyor.

Dış ticaret hacmi 1 trilyon 417 milyar doları aşmış olan, yıllardır yüzde 8-10 civarında yüksek hızla büyüyen bir ülkede belli alanlarda erişilen doygunluk, otellerde yapılan uygulamayla da ortaya çıkıyor. Önümüzdeki günlerde ise Çin Sanayi ve Ticaret Bankası (ICBC) halka arz yoluyla 19 milyar dolar kaynak oluşturmayı planlıyor. Bu hisse satışı gerçekleştiği takdirde dünya tarihindeki en büyük halka arz işlemi yapılmış olacak. 22.00’ye kadar açık olan çarşıları, insanların moda ve markaya düşkünlükleri, dünyaca meşhur mutfağa sahip bir ülkede Mc Donald’s, KFC ve Starbucks’ların önündeki kuyruklar, bankaların cumartesi-pazar hatta bayram günlerinde bile açık olmaları, gece kulüplerinde gençlerin tam anlamıyla Batı tarzında eğlenmelerine bakıldığında Çin’in komünist bir rejimle yönetildiğine inanamazsınız. Tabii bu manzaralar ülkenin tamamını kuşatmıyor.

Türkiye ve Çin’in İş Potansiyali Büyük 

Bu ülkede iş yapmak isteyenlerin öncelikle çok iyi iş ve piyasa analizleri yapması gerekiyor. Kafalardaki Çin’i bir kenara atıp bu ülkeyi yeni baştan tanımak gerekiyor. Ülkemizde şikâyet ve kaygı konusu olan ‘kalitesiz Çin malları’ gibi tabirler çok yerinde değil. Çünkü Çin’de ‘kalitesiz’ diye bir şey yok. Her türlü kalitede malın taklidini yapmak mümkün. Dünyanın bütün büyük markalarının pek çok sektörde üretim yapmakta olması ve “Made in China” etiketi ile kendi markaları altında iç ve dış piyasaya satmaları bir anlamda bizim Türkiye olarak Çin pazarı konusunda biraz geciktiğimizi gösteriyor. Diğer bir ifadeyle artık dünya markaları bizzat kendileri Çinlileşmiş. Türk markalarının da Çinlileşme sürecine girmeden bu ülkenin ekonomisinden pay kapması zor görünüyor. Aksi durumda 650 milyon dolar ihracat yaparken 9 milyar dolarlık ithalata engel olamayacağız. Çinlileşme duvarı, Türk yatırımcının önünde modern Çin Seddi gibi duruyor adeta. Çin’in Türkiye’ye, Türkiye’nin de Çin’e ihtiyacı var aslında. Asya’nın bu koca devi Avrupa’ya mal satmak üzere ileri teknoloji ağırlıklı bir üretim merkezine sahip olmak istiyor. Türkiye bu konuda biçilmiş bir kaftan olabilir. Karşılıklı olarak ticaret açığını giderebilmek için bizim de Çin’de yatırım yapmamız gerekiyor. Burada son derece hızlı büyüyen bir talep var. İleriki senelerde Çin’in ticaret hacmi bir trilyon doları ithalat olmak üzere 2 trilyon dolar olacak.

Çin’de Türkiye nüfusunun yaklaşık 3 katı olan çok yüksek bir gelir grubu var. 40 milyon Çinli vatandaş ise İsviçreliler kadar zengin. Çin tarafı, serbest bölgelerimizde yapılacak kurumlar vergisi muafiyetli üretimin AB pazarına doğrudan giriş imkânı sağlamasıyla yakından ilgileniyor. Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen ve 100’ün üzerinde işadamı heyetinin katıldığı dört günlük gezi süresince Türk firmaları çok önemli anlaşmalara imza attı. Resmî düzeyde bugüne kadarki en önemli adımların atıldığı bu gezi, Türkiye için tarihî bir dönüm noktası olacak. Bakan Tüzmen ile Çin Ticaret Bakanı arasında yatırımcıları cesaretlendirici önemli adımlar atıldı. İki ülke arasında işbirliğinin artırılabileceği bir başka alan turizm sektörü. “Türkiye’nin parlak uygarlık tarihini gidip görmeliyiz.” diyen Ticaret Bakanı Boi Xilai, 2010 yılında 50 milyon, 2020 yılında 100 milyon Çinli’nin yurtdışına çıkmasının beklendiğini söylüyor. Yapılan araştırmalara göre Çinli turistler bilinenin aksine dünyada en çok para harcayanlar listesinin en başında yer alıyor. Çin ise Türkiye’den vize konusunda kolaylık istiyor.

Çin, Türkiye’den Avrupa’ya Açılmak İstiyor 

Çinli firmalar Türkiye’de ortaklık kurmak isterken daha çok Avrupa pazarlarına Karadeniz, Akdeniz ve Ortadoğu’ya açılmak istiyor. Türkiye’nin Çin ile ticaret dengesinin normal seviyelere gelmesi için Çin tarafı da üzerine düşen görevleri yapma niyetinde. Çin hükümetinin Türkiye’nin değişik bölgelerine yatırım yapmaya hazırlandığı belirtiliyor. Yakın zamanlarda Kırklareli’ne çok büyük elektronik fabrikası kuracak olan Çinliler, üretilecek yedek parçaları Avrupa’ya satmayı planlıyor. Bazı Çinli firmalar Zonguldak’taki maden ocaklarıyla ilgilenirken bazısı da Hatay Limanı’yla ilgili çalışmalar sürdürüyor.

Çinli Zong Da group ise Türkiye’de İstanbul Motor Sanayii ile ortak sermayeli otobüs fabrikası kurma kararı aldı. 50 milyon dolar yatırım maliyeti olan fabrikanın ilk etapta yılda bin otobüs üretmesi hedefleniyor. Çin otomobili olarak ifade edilen Chery’nin ithalatına hazırlanan Mermerler grup, otomobil ithalatına karşılık ticareti dengeleme adına ihracat konusunda da birçok ürün grubunu bu ülkeye götürecek. Chery’nin yedek parça ile ara malı ithalat ve ihracat faaliyetlerini yürüten Shanga Kowin ile Mermerler Otomotiv arasında ticaret işbirliği sözleşmesi imzalandı. Mermerler’in ihracat listesi ise hayli kalabalık. Listede fındık, fıstık içi, fırça, çimento, oto yedek parçasına kadar 50 kalem mal satılması planlanıyor. İstanbul Park’ın çelik tribünlerini yapan Spor Sanayi de Çin Olimpiyat Komitesi ile görüşmek üzere masaya oturdu. Formula 1’in tribünlerini yapan şirket, şimdi de 2008 olimpiyatlarının tribünlerine teklif verdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir